Bismillahirrahmanirrahim(Rahman ve Rahim olan ALLAH'ın Adıyla)

Dursun Ali Erzincalı Mekkenin Fethi Dinle

7 Mayıs 2010 Cuma

Dursun Ali Erzincanlı Tevbe Dinle


Sigara Dumanındaki Radyasyon Canavarı

11 Eylül 2009 Cuma

Sigara Dumanındaki Radyasyon Canavarı Sızıntı
Zerreden küreye renk renk, cıvıl cıvıl bitki ve hayvan Yüce Allah (cc) tarafından bir diğerinin yararına çalışan canlılar olarak, varlıkların en şereflisi olarak yaratılan insanoğluna hizmetkâr kılınmıştır. Uzak durulan bir ısırgan otunun dikeninden, korkulup kaçılan yılanların öldürücü zehirinden bile hastalara şifâ olan ilâçların yapıldığı çoğumuzun malumudur; tütün bitkisinin faydalı yanı nedir acaba? Çiğnenip usaresi yutulan veya yakılarak dumanı ciğerlere çekilen tütünün dokunduğu damarcıkları kuruttuğu, kalb sektesiyle felçlere sebep olduğu veya akciğer kanseri yaparak en usta hekimliği bile mağlub ettiği artık bilinen bir gerçektir. Yüce Allah (c.c)'ın güzel surette yaratarak akıl ile şereflendirdiği, canlı ve cansızı emrine verdiği insanoğluna tütün bitkisini bir ceza olarak verdiği düşünülemez. Bu günün bilinen bir gerçeği, insanoğlunun yaşadığı ve yararlandığı yerkabuğunda tütün bitkisinin mevcut radyasyon maddelerini incecik kökleri ile emdiği, süzdüğü ve çöp sepeti gibi, bünyesinde toplayarak toprağı radyasyon maddelerinden temizlediğidir.Tütün bitkisi, yetişmekte olduğu toprakta ne kadar radyoaktif karakterli polonyum— 210x varsa kökleri ile emer, yapraklarında depolar. Bu yapraklar sigara, nargile veya pipo şeklînde yakıldığında, bir atom mertebesinde ufak olan ve radyasyon neşretme karakteri taşıyan bu tanecikler(ş.1) içenin akciğerlerine dolar ve sıkılmış milyonlarca kurşun şeklinde bu nâzik organı bombardıman eder. Bu sırada dışarı yayılan duman da içendeki aynı tür tanecikler sebebiyle, insanlar başta olmak üzere, tüm bitki ve hayvanları aynı etkiye maruz bırakır. Söz konusu radyasyonlu Polonyum-210 tanecikleri o kadar ufaktır ki, içinde bulunduğumuz bu teknoloji çağında bile, henüz bunları süzecek, tutacak bir filtre geliştirilememiştir. Bu dumanda tütün içen kişiler yalnızca kendilerine değil, en yakın çevrelerine de (havaya, suya, toprağa) sürekli olarak radyasyonlu ve diğer zehirli maddeleri saçmaktadır.Radyasyonun zararsızı yoktur; en azı bile zararlıdır. Çok güçlü Radyasyon, canlıları hemen öldürür. Tütün dumanındaki zayıf radyasyon ise insan vücudunu oluşturan, canlı yapı taşlarını yani HÜCRELERİ asıl vazifesinden saptırır. ANARŞİST yapar... Hekimlikte (ş. 2) kanser hücresinin diğer adı kötü karakterli (yani ANARŞİST) HÜCRE'dir. Kanser hücresi âdeta bir CANAVAR BÖCEK'tir; diğer normal hücrelere saldırır; onları tahrip eder ve vücuda hızla yayılır. Kanserli insan, AİDS olmuşçasına BAĞIŞIKLIK gücünü de yitirir. Çünkü radyasyon, vücudu koruyup kollayan "bağışıklık hücreleri"ni, yani vücudun askerini ve polisini de vurur, zayıflatır, yok eder. Bu nedenle KANSERLİ KİŞİ, yavaş veya hızlı bir tempo ile, tıpkı AİDS hastalığına yakalanmışçasına, ERİR, SOLAR, ZAYIFLAR, GÜCÜNÜ YİTİRİR ve ölür. Bu gerçekler gözönüne alındığında ticari markası ne olursa olsun kaynağı tütün olan bütün içeceklerin tek bir markası vardır: KANSER...Tütün dumanı ile, içen veya yakınında bulunana ciğerlerine soktuğu, ikibinin üzerinde başka zararlı maddeleri de vardır. Bunlardan ençok bilinenler NİKOTİN ve katrandır. Katran tanecikleri söz konusu zararlı maddelerin çoğunu içinde topladığı için ayrı bir öneme hâizdir. Nikotin, tütün alışkanlığına ve ESARETE yol açan bir zehirdir. Nikotin, vücudu besleyen, geliştiren ve onu genç, güçlü tutan bütün kılcal damarları daraltır, tıkar; bunun sonucu, CİLT incelir, kırışır, sararır ve erken ihtiyarlık belirtileri baş gösterir. Özellikle sigara içilen evlerde doğup büyüyen bebek ve çocuklarda BEYİN damarlarının daralması, ZEKÂ GERİLİĞİ yapar. Kalb damarlarının (Koronerlerin) tıkanması, KALB SEKTESİ felçler ve beklenmedik ölümlere yol açar. Ayrıca kadın ve erkekte husye ve yumurtalık damarlarının daralması ve tıkanması sonucu KISIRLIK ve İKTİDARSIZLIK ortaya çıkar.KATRAN tanecikleri ise ihtiva ettiği tahrip edici kimyevi maddeler vasıtasıyla hücreleri öldürür, kokuşturur; CİĞERLERİN İÇİNİ, âdeta bir BATAKLIĞA dönüştürür; bu durumda nefes ve vücut pis kokar. Nikotin ve Katran tanecikleri, evvelki sözü edilen radyasyonlu taneciklerin İşini kolaylaştırarak, kanser için zemin hazırlar. (Klâsik hekimlikte KATRAN TANECİKLERİ DE KANSER YAPICI olarak tanımlanmakta ve öğretilmektedir.)İSTATİSTİKLERE göre, günde bir paket şeklinde 10 yıl süre ile sigara içmiş olan her 100 kişiden en az birisinde Akciğer kanseri belirlenmiştir. Ülkemizde yaptığımız muayene, inceleme ve teşhislerinde sayıları 2000'i aşkın AKCİĞER KANSERLİ erkek tesbit olunmuştur; bu vak'aların yalnızca bir tanesi sigara içmeyene aittir. Bunun yanısıra, hiç sigara içmemiş, ancak çok kötü çevre şartları altında çalışmış kişiler üzerinde yapılan incelemelerde, akciğerlere has primer bronş kanseri dahi görülmemiştir. Bu bilgiler ışığında bu asrın başına kadar toplumda yok denecek kadar NADİR olan AKCİĞER KANSERİ, bu konuda uzman bilim adamlarının inceleme sonuçlarına dayanılarak, bir SİGARA-TÜTÜN KANSERİ olarak da tanımlanabilir.Bu asrın başından beri yoğun sigara reklâmları âdeta her cebe, her gün bir paket sigara koymayı ve içirtmeyi gaye edinmiştir. Toplumu yöneten ve yönlendiren kuruluşlar da bu konuda duyarsız kalınca, AKCİĞER KANSERİ günümüzde EN YAYGIN ve en öldürücü bir nitelik kazanmıştır.: UMUMİ TEDBİRLER ve KORUNMA ÇARELERİ Sigara içmemekle kişi, akciğer kanserinden korunur. Dostça, sürekli-ısrarlı bir sigara içirmeme telkin ve programlarıyla sigara içmenin önüne geçilerek, ÇEVRE, HAVA, SU, TOPRAK bu en ağır kirleticiden, RADYASYONLU CANAVAR'dan kurtulur. Bilgi yaymakla, sürekli yayınlar ve konferanslarla halk aydınlatılarak; hangi yaşta olursa olsun Ölenler şayet sigara tiryakisi iseler, bu husus ilân edilircesine belirtilmek suretiyle bu azılı medeniyet ayıbı, cemiyetimizden uzak tutulabilir.KORUNMA: Sigara içme alışkanlığını BIRAKAMAYANLAR ve sigara içmediği halde sigara içilen kumasız odalarda çalışmak zorunda olanlar, yılda bir defa BALGAMLA HÜCRE İNCELENMESİ yani SİTOLOJİ testi yaptırmalıdırlar. Her nefes alışta akciğerlere giren bütün yabancı tozcukları dışarı atma gayesiyle BALGAM SIVISI akciğerlerin zedelenmiş ve kanserleşmiş hücrelerini de beraberinde dışarı taşımaktadır; şayet AKCİĞER KANSERİ BAŞLAMIŞSA, bunu EN ERKEN DÖNEMİNDE yalnızca BALGAM TAHLİLİ göstermektedir. "Teşhis erkense, tedavi ŞİFA şansı kazanır." düsturu unutulmamalıdır. Ayrıca, bu test sayesinde daha çok sigara içenlerde, akciğer kanserleri oluştuğunu göstereceğinden idareciler ve halk içinde uyarma olacak ve böylece bazı ülkelerde yıllardan beri görüldüğü üzere, sigara dumanından, bulaşıcı hastalıktan kaçarcasına kaçacaktır; bu konudaki kanunlar ise içtenlikle ve hassasiyetleuygulanabilecektir.Tütün, tartışmasız sağlığa zararlı bir İÇKİDİR. Eskiden yaprağı ağızda çiğnenerek özsuyu yutulur ve tıpkı alkollü içki gibi, bu zamanla alışkanlık haline gelirdi.Bilim adamları, hangi şekilde kullanılırsa kullanılsın tütünü en zararlı içki olarak tanımlamaktadırlar.. Zira alkollü içkiler, hemen hemen yalnız içene zarar verdikleri halde, sigara için kişinin savurduğu tütün dumanıyla, nefes alan bütün canlılar ağır zarar görmektedir. İzmaritin atıldığı, saksılardaki çiçek veya fidanlar sararır, solar, kurur., tütün dumanı ile, toprak,su hava kirlenir, zehirlenir. Tütünün yaratılış hikmetlerinden birisi de HAŞARATI ÖLDÜRMEK olabilir. Tütün bitkisinde bulunan ve zehir—zehirleyici hususiyeti olan NİKOTİN'in, bir cam çubuk ucuna birazcık sürülüp ufak bir kuşun (serçe veya kanarya) gagasına YAKLAŞTIRILMASIYLA kuşun aniden zehirlenip öldüğü bilinmektedir.Buraya kadar tütün bitkisinin hangi hikmetle yaratıldığı ve zararlı yanı tam olarak anlatılamamış ise de, en azından, kendisine topraktaki radyasyonlu polonyum—210 için toplayıcı bir özellik verildiği ve insan vücudunda yaptığı tahribat dile getirilmiştir. Hiçbir şeyin boşuna yaratılmadığı şu dünyamızda her şeye bir fayda bir de zarar verici bir özellik verilmiş olması da boşuna değildir elbette. Çirkin ile güzeli, karanlık ile aydınlığı, öfke ile şiddeti hak ile batılı bir arada yaşatan Cenâb-ı Hak elbette ki bir tütün bitkisini de boşuna yaratmamış onu, bu imtihan dünyasında, fayda ve zararla teçhiz etmiştir. Madde ve mânâda yeni bir tekâmüle muhtaç olan insanoğlu maddeyi mânâ terazisiyle de tartmanın zevkine vardığı an yaratılan herşey, kan içen eşkıyayı sırtından atıp sahibine koşan bir küheylan gibi kendisine hizmetkâr olacaktır. Kaynaklar1) Edward P.Radford, JR.:(Harvard Üniversitesi, Halk Sağlığı Araştırması); POLONYUM—2l0,A Volatil Radioelement in Cigarette.SCIENCE, Vol.143,NO. 3603, P. 247, Jan.17,1964.2) Nuri Sağıroğluı Akciğer Kanseri ve Tütün (I, II, III Yayınlar).Tütünün Toplum Sağlığına ve Ekonomiye Etkisi. (Ana'nın, baba'nın, öğretmenlerin ve yönetimdekilerin sorumlulukları).SAĞLIK BAKANLİĞİ Dergisi, Cilt, XLVU, No. 1–2, Sayfa: 19–40, 1977. 3) Nuri Sağıroğfu: Kanserden Korunma ve Erken Teşhis İçin İnsan Vücudu UZAYINI TARAMA RADARI: Klinik Sitoloji. Hamdi Suat Aknar Konferansı, 1982, TÜRK KANSER HABERLERİ Dergisi, sayı,113, s. 10–19, 1983. 4) Nuri Sağıroğlu: Her Nefes SİGARA, Akciğerde Atom Bombası Patlıyor. Hürriyet Gazetesi, (büyük makale, seri yazı), sf. 6,9 Nisan 1980. 5) Nuri Sağıroğlu: TÜTÜN İÇENLER NELER BİLMELİ, NELER YAPMALI: T.C. BÜYÜK MİLLET MECLİSİ, Eğitim ve Uygulama Broşürü, Millet Meclisi Vakfı, Ofset Tesisi, Ankara. 1980.

Bilgi Kaynak : www.sizinti.com.tr

SİGARANIN ZARARLARI


Sigara bir kanser üreticisidir. Dünya Sağlık Teşkilatı (WHO) nun yayınladığı son rapora göre , dünya genelinde bütün ölümlerin % 35 'i kanserden ileri geliyor.
Sigara, akciğer başta olmak üzere, gırtlak, ağız , dil, mide oniki parmak, ince ve kalın bağırsak, karaciğer, cilt , göğüs(meme) , rahim ve prostat kanserlerinin , göz ve beyin tümörlerinin çoğunlukla temeldeki sebebidir.
Günde bir paket sigara içen birinin içmeyene göre akciğer kanserine yakalanma ihtimali 20 misli fazladır.


Sigara , kanı pıhtılaştırdığından damar çeperlerini kalınlaştırır. Bunun sonucu damar sertliği ve yüksek tansiyon oluşur. Bu oluşum ; göz , beyin , kalp, karaciğer, böbrek başta olmak üzere bütün damarlarda çatlama , yırtılma ve tıkanmalar yapar. Kan dolaşımı yavaşlar, nabız sayısı artar, solunum yetmezliği görülür. Hafıza kaybı, görme bozuklukları, işitme bozuklukları, felçler, böbrek ve karaciğer bozuklukları hayati tehlikeye atmaktadırlar.
Sigara , hücrelerimize hayat ve enerji veren C ve B vitaminlerinin düşmanıdır.
Sigara , tükürük akımını azaltır, bu da akciğer hastalığına götürür.
Sigara , alınan ilaçları etkisizleştirebiliyor.
Sigara içenlerde hastalık , yara ve ameliyatların tedavi süresi uzun sürüyor.
Günde bir paket sigara içen 20 yılda 5 - 7 kg katran vücuduna depo etmiş olur.
Sigara , dişleri sarartır, cilt güzelliğini ve rengini bozar, göz parlaklığını kaybeder, ses tellerinin ahengini bozar.
Sigara aile bütçesini olumsuz şekilde etkiler, yangınlara sebep olur, çevre kirliliği yaratır.
(Sigara Raporu ,- Türkiye Yeşilay Cemiyeti

Yaban Arılarının Baş Döndürücü Sanatları

6 Eylül 2009 Pazar

Yabanarısı denince zihinlerde tehlikeli bir hayvan tasviri oluşur. Fakat aslında yabanarılarının en hususi vasfı çamur, kil seramik ve kâğıttan harika yuvalar inşa etmeleridir.Bu arılardan Vespa craba (eşekarısı) kâğıttan yuvalar yapmasıyla tanınır. Yuvanın kurulması, evvelki yıl döllenip kış uykusunu muhafazalı bir köşede uyumuş bir dişi arı tarafından başlatılır. Bu dişi yeni koloninin kraliçesi olur. Başlangıçta kraliçe yabanarısı hiç yardım olmaksızın tek başına yuvayı inşa eder, yiyecek toplar, yumurta yumurtlar ve ileride yardımcılarının zuhur edeceği kuluçkasına itinayla bakar. Yuvanın kolayca tamamlanabilmesinde; kullanıldığı malzemesinin mahiyeti mühim rol oynar. İnşaat malzemesini teşkil eden madde, yabanarısının çenesiyle tahta direk ve kazıklardan kazıdığı emsalsiz bir çeşit kağıttır. Yapışır hale gelmesi için yabanarısı buna salyasını ilave eder. İnsanoğlunun büyük keşiflerinden sayılan tahta elyafına yapıştırıcı bir madde ilave ederek kağıt yapma sanatı, yabanarılarının incelenmesinden öğrenilmiştir desek hiç de yanlış birşey söylemiş olmayız.Kraliçenin yuvası için seçtiği yer muhafazalıdır. Küçük peteğini asacağı tutucu bir gövde yapmak için çabuk sertleşen bir çeşit kağıt hamuru kullanır. Balarılarının balmumundan yapılı petekleri dikey olup her iki tarafında odalar bulunur. Halbuki yabanarılarının petekleri istisnasız yataydır ve sadece alt taraflarında odalar vardır. Yabanarısı peteklerinin hücreleri de balarılarınki gibi altıgendir. Merkezî petek inşa edildikten sonra koruyucu kâğıt tabakalarından müteşekkil zarflarla kuşatılır.Yuva, öyle küçük ve basit bir yapı olarak kalmaz. Kısa zamanda çok odalı bir bina haline getirilir. Biz insanlar evlerimizi inşaa alttan başlarken bu inşaatçılar her yeni peteği sütundan desteklerle bir üstündekine asmak suretiyle yukarıdan aşağıya doğru inşaatı ilerletirler. Aynı zamanda petekleri de yatay olarak genişletirler. İç yapı genişledikçe dış duvarlar da genişletilir. Merkeze çok yakın olan kısımlar aşağı çekilmek suretiyle yeni kısımlara yer açılır. Bu şekilde, sadece bir yaz içinde kocaman yuvalar inşa edilebilir. Bazen eşek arılarını yuvalarının dış duvarlarını inşa ederken müşahede edebilirsiniz. Arka arkaya topaklar halinde kâğıt hamuru taşır, geriye yürüyerek çeneleriyle bu toprakları şerit haline getirir ve bu şeritleri gitgide büyüyen torbamsı yapıya hayretengiz bir maharetle ilave eder. Burada ister istemez akla bir soru takılıyor. Yuvanın asıldığı gövde ve sütundan destekler zayıf maddeden yapıldığı halde acaba nasıl ağırlığa dayanabilmektedir? Cevap enteresandır: Çünkü, aynen bağlayıcı dokularımızın tüm liflerinin ağırlık yönünde birbirine paralel olarak sıraya konulup, kaslarımızın kemiklere yapışmasını sağlayan kirişlere (tendon) müthiş bir dayanıklılık verilmiş olması gibi, yabanarısının yuvalarında da bütün tahta liflerin uzunlamasına sıraya konulmuş olması, yuvanın sağlamlığını arttırır. Aynı teknik ve sanatı değişik malzemeler kullanarak değişik yerlerde böyle zuhur ettirme ne muhteşem bir vahdet tecellisidir.Yabanarısı yavrularını, emniyetli ve itinalı bir şekilde yetiştirmek için yuvasını inşa ettiğinden çeşitli aksesuarlarla yuvayı donatır. Her bir odada birer yaban arısı adayı kalır. Hususi hizmetkarlar tarafından ağızdan ağıza beslenerek büyütürler. Acıktıkları zaman duvarlara vurup açlıklarını izhar ederler. Hücrelerden yetişkin birer yabanarısı olarak en evvel çıkanlar, dişi olmalarına rağmen anneleri gibi "kraliçe" değillerdir. Çünkü onlar, hikmetli bir plan dahilinde, yiyecek temin etme, yavrulara bakma ve inşaatı devam ettirme vazifelerine memur edilip kraliçe annenin yumurtlama işine daha hassasiyetle eğilmesine imkân sağlarlar. Ve artık iş bölümü ve yardımlaşma esaslarına dayalı bir yabanarısı cemiyeti zuhur etmiştir.Bu cemiyetin çok rahat bir ikametgahı ve ısıtma sistemi vardır. Yavruların bakıldığı petekler kısmında hususi bir işçi timi, oda sıcaklığını takriben 30 °C'de tutmakla vazifelendirilmiştir. Bu timin üyeleri hep beraber yaptıkları kesif kas hareketleriyle adeta canlı birer ısıtıcı vazifesi görürler. Larvalar da hareket etmeleriyle ısı sağlanmasına bir nebze olsun katkıda bulunmuş olurlar. Tabii ki içice kâğıttan zarflarla iyice sarılıp mükemmel bir izalatör hafine getirilmiş duvarın dışarıdan içeriye ve içeriden dışarıya hava cereyanına mani olmasını da gözardı etmemek gerekir.Sıcak günlerde yuvanın içi aşırı derecede ısınırsa içeriye su taşınır. Çünkü bu su odaları nemlendirecek ve buharlaşma ile serinletecektir. Acaba bu düşünemeyen hayvancıklara termometre olmaksızın sıcaklığı ölçtüren, ne zaman serinletmek gerektiğine "hükmettiren" ve hepsine birden vazifeleri dahilinde aynı anda gerekli teşebbüsü yaptıran kim?Yabanarısı nev'inin muhtelif çeşitlerinde yuva yeri tayinini genellikle kraliçe yapar, öyle ki, yuva yapmak için yeraltını seçen ve birer inşaat mühendisi gibi adetaÖnceden çizilmiş bir projeyi tamamlarca-sına, ustaca delme ve nakliyat işlerini tamamlayarak yeraltında bir "yabanarısı mağarası" inşa eden yabanarısı çeşitleri dahi vardır.Kısacası yaban arılarının yuvaları ilâhi sanatın birçok yönleriyle tecelli edip, şekil desen ve tenasüp açısından harikulade çeşitlilik arzeden tablolarından birini teşkil eder.
Sızıntı Dergisi Aralık 1987 Yıl : Sayı :107

Kaynak : sizinti.com.tr/konular.php?KONUID=4804