Mutlu Yarınlar
6 Eylül 2009 Pazar
Mutlu Yarınlar Sızıntı
"Yaşayanlar hep ümitle yaşarMe'yus olan ruhunu vicdanını bağlar"M. A.Gözlerimi yummuş, ümid meşcereliğimde çimlenen yarınlarda geziyorum. Varlığın dört bir yanında duyulup görülen güzelliklerin, evlerimizden çarşı-pazara, mektep ve ma'bede, kışla ve meclise; oradan da yeniden evlerimize, hatta yatak odalarımıza, salon ve mutfaklarımıza gelip aktığını, bir buğu, bir ışık halinde her yanımızı sardığını, ışığın renklerle omuz omuza verip, bir gökkuşağı teşkil ettiğini görüyor, bu semâvî tâkın altından geçmek için durmadan koşuyor ve onu bütün bir ömür boyu gönlümüzde, gözlerimizde yaşatıyoruz.Ufkumuzda durup bize hep göz kırpan, bizi hep arkasından koşturan ve dünya büyükleri için kurulan takların bir solukta geçilip gidilmesine bedel, kanat gerip hep başımızın üstünde duran bu semavî gökkuşağına doğru koşarken, ömürlerimizin varlıkla kaynaşıp bütün-leşdiğini duyuyor, yarıp içinden geçtiğimiz eşyanın, sağ ve solumuzda bize selâm durup, sonra da akıp geriye doğru gittiğini ve onların yerlerini yenilerinin aldığını hayret ve hayranlıkla seyrediyor; bütün bir güzergâh boyu, bu temenna, bu saygı ve bu el sallamalar karşısında zevke uyanan bahtımızın tebessümleriyle kendimizden geçiyoruz.Her tarafta öbek öbek ağaçların nazlı salınmaları, pırıl pırıl ve yemyeşil tepelerin vakûr duruşları, koyun, kuzu, keçi ve sığır gibi canlıların masum bakış ve meleyişleri, bir yamaç ve bir vadideki köy ve köycüklerin gelin endamıyla bizleri karşılamalarının bu armoniye ayrı bir renk kattığını zevkle müşahede ediyor, "bir bu kadar zevke bir ömür kâfi değil..." diye mırıldanıyoruz.Varlığın sinesinden kopup gelen bu ses, bu renk, bu ışık ve bu canlılık his dünyamızda bir aks-i seda bırakmasının yanında, bir sel, bir dalga gibi akıp giden pek çok hülya ve hatıraların kaneviçesinden çıkmış bir şiiri de dinler gibi oluruz. Bazan biraz sisli-dumanlı, biraz rüzgârlı ve dalgalı olsa bile, ekseriya ruhanî zevkleri çoşturan bütün bir tabiat kitabını.. gökleri; ayı, güneşi ve yıldızlarıyla, zemini; bağı-bahçesi, ovası-obası, ırmakları ve ormanlarıyla yudum yudum hayalimize içirir ve dörtbir yandan benliğimizi saran tarif edilmez bir haz esintisine kapılır gideriz.Her mevsim, ayrı bir ölüm uykusundan uyanıyor gibi, gözlerimizi açıp, bazan genç tenli, çarpıcı endamlı, mor, mavi, pembe, yeşil renklerle yüzyü-ze gelir, bazan da başak ve meyve raihalarıyla esen tatlı yaz rüzgârlarıyla selâmlaşır, renk ve kokuların tepeden tırnağa iliklerimize sindiğini duyarız.Gönüllere güzellik duygusunu aşılayıp geçen bu sermedî manzaralar sayesinde ruhlarında hazandan başka birşey esmeyen ve hep iç dünyalarında kurdukları fenanın, kötünün rüyalarıyla kahrolup giden bir kısım bedbinlerde bile, ebedlere kadar devam edeceklermiş gibi bir ferahlık çağlamağa başlar... ya inançlı ruhlarımızda ..!Zaman, masmavi dakikalar içinde akıp giderken, ruhlarımıza hayatın musikisini duyurmak için tıpkı mızrablar gibi inip kalkar; yaprak hışırtıları, ırmak çağıltıları, kuş cıvıltıları ve çocuk çığlıklariyle her yana neşe olup yağan renkli sabahların; ışıkla açılıp kapanan gözler gibi tesirli, sevgiyle çarpan yürekler gibi heyecanlı grupların; insanları sırlı ve sihirli zaman tünellerinde dolaştıran, tabiatın en romantik vadilerinde gezdiren, gecelerin değişik perdeden birer nağme olup "tın, tın!" tınladığını duyarız gönül dünyalarımızda.Bu inanç ve ümid ufkunda müşahede etdiğimiz her manzara, duyduğumuz her ses, karanlığa kapanmış ruhlarımızda, içiçe girmiş perdeleri, üstüste asılmış peçeleri kaldırır gibi, ötelerin kendine mahsus alabildiğine aydınlık, alabildiğine yumuşak, vicdanlar kadar duru, ruhî hazlar kadar zevkli, sükûnet tüten ayları, günleri, saatleri, dakikaları olmayan vadilerinde gezdirir bizleri...Gönüllerde esen bu tatlı sessizlik, sanki daha evvel ruhlarımızda sezip duyduğumuz ve bir tentene arkasından hep seyredegeldiğimiz, yarı "gayb" yarı "hâzır" büyüleyici hülyâ âlemlerinin içine çeker bütün duygu ve düşüncelerimizi.Artık bütünüyle ruhun bir temaşa zevkine erdiği bu noktada diller susar, gözler kapanır, kulaklar duyduklarını duymaz olur. Ve herşey kalbin diliyle konuşmaya başlar. Duygular, düşünceler, sevinç buğuları halinde insanın her yanını sarar; inanca, ümide, iyilik ve güzellikle uyanan ruh, bu baş döndürücü ve göz kamaştırıcı meşherler karşısında kendini cennet bahçelerinde tenezzühe çıkmış gibi hisseder ve mest olur.
kaynak : sizinti.com.tr/konular.php?KONUID=4809
Aralık 1987 Yıl : Sayı :107
0 yorum:
Yorum Gönder